Kuzine soba ardındakiler (Civ Civ Anılar)
Kuzine soba fırınında ekmek pişer, sebzeler közlenir, ikindi çayı yanına katıklar pişer. Üzerinde yemek pişirilir, su ısıtılır, çay demlenir. Kuzine sobada çıtır çıtır yanan kozalaklar ısıtır insanı. Soğuk kış ayazında sobanın ısıttığı bir eve girmek gibisi var mı? Lakin kuzine soba yalnızca bu işlere yaramaz. Yoksa siz öylemi sanıyorsunuz?
Kutudaki civ civ
Her sonbaharda annem eve pazardan aldığı bir kutuyla gelirdi. Kenarlarına bir kaç delik açılmış karton kutunun kapağını açılmadan sesleri duyulurdu. Otuz gaga. Tık tık tık. Kapak açıldığında o muhteşem sarı renkleriyle ve bitmez tükenmez hareketleri ile kendine hayran baktıran civ civ ler. Hemen büyük bir karton kutuyu soba ardına yerleştirirdik. Annemin pazardan aldığı saman ve biraz talaşı kutu dibine yaydıktan sonra yem, su kaplarını da köşelere koyardık. Sıra yavruları yeni evlerine koymaya gelirdi. Avuç içine alınan civcivlerin o ürkek kalp atışları. Kaç tane yavruyu avuçlarıma aldığımı dün gibi hatırlıyorum. Onları seyretmek bambaşka bir histi.
Gece olunca sobanın ateşi yavaş yavaş sönmeye yüz tutardı. Büyük bir cam şişeye sıcak su koyup kutunun ortasına yerleştirirdik. Bir bacak bir kanat şişenin bir yanında bir bacak bir kanat diğer yanında. Sıcacık uyurlardı. Suyun soğuduğunu seslerinden anlardık. Tık tık tık. BGünler okuldan eve gelince ödevleri bitirip onlara yem verip seyretmeyle geçerdi.
Civ civ ‘ler Veteriner’e
İlkbahar geldiğinde yavrular biraz daha büyük ama piliçten küçük halleri ile sevimliliklerini korurlardı. Artık sadece beslemek yetmez diye düşündüğüm bir gün çarşıdan ilk pazar arabamı satın aldım. Tüm yavruları arabaya koyup belediyenin veterinerine götürdüm. Her pazartesi gittiğim veteriner yavruları muayene eder bazen aşı vururdu.
‘Kızım tavuk çiftliği sahipleri senin kadar dikkat etmiyor.’
Bu söz beni nasıl şevke getirirdi nasıl sorumluluk hissederdim tarif edemem.
Tabi belediyeye gidip dönerken, dokuz on yaşlarında bir kız çocuğu ve zorla sürmeye çalıştığı pazar arabasından gelen tuhaf sesler, sokaktaki insanların bana merakla bakmasına sebep olurdu. Sinirli sinirli
‘Ne bakıyorsunuz hiç pazar arabasında piliç görmediniz mi?
Her sene yaz tatilinde İstanbul’a anneanneme giderdik ve her yaz aynı telaş yaşanırdı bizde. Civ civ ler ne olacak? Bahçedeki havuzu az suyla doldurur, eski leğenlere yem doldururduk. Büyük bahçede eşelenip bulunacak börtü böcek. Ver elini İstanbul. Tatil.
Civ civ ‘ler Büyümüş
Ve dönüş. Civ civ yavrular büyümüş tavuklar yumurtaya gelmiş. Topla hikmet her yerden. Muz yaprakları kuruyunca kıvrılır içleri yumurta dolu. Her saksıda üç beş tane. Pencere içlerinden topla ve bahçenin her kuytu köşesinden, ağaç diplerinden. Kaç tane toplardım ve kaçının üstüne basıp kırardım bilemiyorum.
Mahalledeki teyzelerin kontrolleri sonrasında yumurtalar ayrılır. Bozuk olanlar gömülür. Tazelerden kim ne kadar isterse dağıtılır.
Kırmızı soğan kabuğu ile yumurtalar konur ocak üstüne. Kahvaltı hazırlanır. Sıcak sıcak yumurtasına tokuştururduk. Neden bilinmez hep annem kazanırdı yumurtalarımızı çatlatıp. Doyacağımızdan fazla yumurta sofrada ve annemin hep aynı sözü kulaklarımızda:
‘Analar dert yesin yarımşardan beş yesin’